Bir tutam hayat: Şiir dolu gece

Bir tutam hayat: Şiir dolu gece

12.05.14

Bir süre öylece el ele göz göze kaldılar. Belki dışarıda günler geçiyor, mevsimler değişiyordu. Öylesine soluksuz, öylesine sıcacık bir andı. Çok uzun zamandır birbirlerini tanıdıkları hissiyatı yüreklerine yerleşene kadar öylece beklediler. Sanki bir güç vardı ve ikisi arasında akım geçişi yapıyordu. Ada ilk kez birinin gözlerine böyle derin, böyle gerçek bakabiliyordu, şaşırdı.

Tesadüflere inanır mısın

Bu iki kişinin gözleri açık gördüğü rüyadan ilk uyanan bu sefer Ali oldu. Ada’nın şaşkın ve huzurlu bakışlarına daha fazla dayanamadı ve bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetti. “Filmin adı” dedi, “Tesadüf” tü. “Sen tesadüflere inanır mısın Ada?”

Ada bir an dalgalanan denizin hışırtısını duymuş, en güzel yakamoza denk geldiği bir gecedeymiş gibi huzurlu yüzüne inat, “Sanmıyorum” dedi. “Ya da pek emin değilim”.

Ali, Ada’nın elindeki fincana uzandı, aldı. Yatağın hemen yanındaki küçük sehpanın üzerine kitaplardan kalan boş bulduğu yere kendisininkiyle beraber bıraktı. Sonra tekrar elini uzattı Ada’ya. Yine bir an tedirginliğini hissettirse de, o da elini uzattı. Ali onu kendine doğru çekti ve usulca sarıldı. Göğün yedi kat üstünden düşen örsler aşkına, Ada derin bir nefesle içini doldurdu ve başını Ali’nin omzuna yasladı.

Küçük hareketler

Ada, ömründe ilk kez başını bir omza yasladığındaki huzuru yaşıyor gibi nefes alıyordu. Ali içinden geçen bu benzetmeye minnet duyuyor ve yanılmadığını görmenin sevinciyle nefesini tutuyordu.

Hareketlerini küçücük tutuyor, değil konuşmak, gerçekten nefes bile almıyordu. Öylesine bir sessizlik içinde, bir gün o duvarda, panoda ve hatta Ada’nın gönlündeki tüm kağıtlarda kesintisiz yer alma isteğine karşı inanılmaz bir heyecan duyuyordu.

Yine de daha fazla sessiz kalamadı. Ada’nın başı omzunda, “Bir gün belki benim için de bir şeyler yazarsın” dedi. Ada hiç sesini çıkarmadı.

Şiir dolu gece

Yorganın üzerinde yan yana uzandılar. Ama Ada yine başını getirip Ali’nin göğsüne yaslamakta gecikmedi. Sonra gecenin içinde kaybolacak bir şiirin ilk cümlesini fısıldadı evrene:

“Böyle mi susarmış gecenin sesi”…

Önce birlikte cümlenin harflere dağılışını izlediler. Sonra da Ali devam etti:

“Gece böyle güzel mi sunarmış seni bana”…

Bir Ada, bir Ali derken, gecenin şiirini yazdılar:

“Böyle mi susarmış gecenin sesi,

Gece böyle güzel mi sunarmış seni bana?

Tesadüf diye bir şey varmış demek diyor içim,

Tesadüf diye bir şey var!

Var mı?

Senin sesin ya gökyüzünden inen bir çelikse yalnızca şimdi,

Ya benim aşkım gerçekse ama.

İşte o zaman fersah fersah kaçmak gerek…

İşte o zaman fersah fersah sevmek gerek… ”

Derin prenses uykusu

Gecenin ortasıydı artık. Evrende kaybolan sözcükler, dün gecenin ve bugünün yorgunluğu ikisinin göz kapaklarına çöreklenmişti.

Artık gözleri kapalı mırıldanıyorlardı bir şeyleri, ama ikisi de ne söylediğini biliyor ne duyduğunu anlıyordu. Bir süre sonra uykunun kollarına teslim oldular.

Ada o gece uzun zamandır uyumadığı kadar derin ve deliksiz uyudu. Ali sabah uyandıklarında bu uykunun adını, “Prenses uykusu” koyacaktı…

Arkası yarın

Damla Karakuş

(Bir tutam hayat: Yüreği elindeymiş gibi – Dokuzuncu bölüm için tıklayınız)